Köy Kahvesi
Bürüksel Lahanasına Hayır!

Bir Daha Da Gitmem Seçime!

29 Mart, Seçim, AKP, CHP, MHP, Belediye, Yerel Seçim


29 Mart seçimleri, Davos'ta İsrail'e "one minute(s)" diyen başbakanımıza milletin de aynı cevabı vermesiyle nihayete erdi. Seçim gecesi yaptığı konuşmada, aldığı sonuçla yıkıldığı yüzündeki yorgun ifadeden belli olan başbakanımız yaptığı açıklamada adeta "Bir daha da gitmem seçime!" der gibiydi.

Artçı depremler bakanlarla tekrarlandı. Eski içişleri bakanı Aksu ve devlet bakanı Tüzmen birbirinden ilginç gaflara imza attı. Bu seçim adeta, daha önce demokrasi demokrasi diye bağıran AKP'de taşları yerinden oynattı. Nitekim Aksu seçimi "Bu sonucu aklım almıyor!" diyerek özetledi.

Bu seçimin diğer önemli taraflarından biri de tarihin en başarısız seçimlerinden birinin yapılmasıydı. Oy pusulaları kayboldu, adaylar ve taraftarlar öldü ve öldürüldü, sokaklarda şiddet görüldü! Oy pusulaları belediye araçlarıyla taşındı, görevliler linç edilmekten zor kurtuldu! Kazanan başkan, kaybeden aday için helva dağıttırdı. Ve en önemlilerinden biri de yılların siyasetçisi Yazıcıoğlu ve beraberindekilerin trajik kazasıydı.

Bu kazanın trajedisi ayrıntılarında gizli. İlk ve en önemli ayrıntı Yazıcıoğlu'nun neden hayatında ilk defa helikoptere bindiği? Cevap çok basit! Devlet imkanlarını seçimde çokça kullanan başbakanımız zorladı. Başbakan mitingden mitinge koşarken, bir günde birden fazla şehirde miting yapmaya çalışırken diğer siyasetçileri de buna zorladı. Seçimde geri kalmamak için helikopter kiralamak zorunda kalan BBP de ilk defa bir mitinge yetişmek için, her ne şekilde olursa olsun başkanını kaybetti. İşin en ilginç yanı ise, başkanın helikopterle miting yapmak üzere gittiği ilçede BBP ilk üçe bile giremedi. Yine bu kaza, ülkemizin acil bir durumu yönetmekten, koordinasyon kurmaktan ne kadar aciz olduğunu gösterdi.  Daha kaza anında vali, yaralılar hastahaneye kaldırıldı diye açıklamalar yaptı. Bir bulundu dediler bir kayıp. Bu böyle günlerce sürüyordu ki, bu duruma üzülerek aramaya koyulan 17 tane köylü enkaza ulaşabildi. Yüreği tertemiz köylü, Habertürk spikeri bayanın "E sizin canınız ne olacak, öyle kazakla falan ekipmansız nasıl çıktınız oraya?" benzeri sorusuna, "Yenge ne yapalım, din kardeşiyiz, canımız sağolsun!" diye yanıt verdi.

Bir zamanlar şişme dudaklı bir manken "Dağdaki çobanla benim oyum bir mi?" diye feryatlar dökmüş, güzel sarı saçlarını yolmuştu sinirden. Sınıf sisteminin, köleliğin yıkıldığını, tüm insanların eşit olduğunu hala anlayamamış bu burjuvaların unuttuğu şey, sistemi çökerten devlet büyüklerimizi getirenlerin dağdaki çoban değil şehirdeki çakal olduğuydu. Dağdaki çoban hepimizden daha çok devletinin bekasına düşkündür. Hükümet partisinin seçmen bürolarına park eden arabaların Mercedes'lerden, adını söylemeye dilimizin dönmediği ciplerden geçinmediği, o seçmen bürolarının önünde bir tane bile doğan ya da doğan görünümlü şahin göremediğimiz gerçeği bunu apaçık gösteriyor.

Köy kahvelerindeki çobanların değil, rant peşinde koşan çakalların seçimiydi bu seçim. Ufak tefek sarsıntıların haricinde pek de değişen bir şey olmadı.

Seçtiğimiz ve ödün verdiğimiz şeyler... Yine seçtik, ama neyi?

01 Apr 2009

(1)



Şehitlerimizin Sorumlusu Kim?

Türkiye, İstihbarat, TSK, Şehit, PKK, Terör, Amerika, Özel Kuvvetler


Aslında her gün acı bir şekilde birkaç şehit vermemize rağmen, sağolsun hükümetimizin önce şehit haberlerinin basında yer almasını yasaklaması ve ardından bizim de artık bu saldırılara alışıp normal karşılamaya başlamamız neticesinde terör konusu gündemden düşmüştü. Ama aslında her gün şehit vermemize rağmen bugün bir anda 15 şehit ve 2 kayıp asker haberi geldiğinde bir anda hepimiz alarma geçtik. Öncelikle bu genel tepkisizlik, aslında ne kadar acı bir konumda olduğumuzu gösteriyor. Bizi bu haberlere alıştırarak, tepkisizleştiren, ruhsuzlaştıran, unsurların da kimler olduğunu hepimiz biliyoruz.

Yüzlerce terörist, o kadar insansız istihbarat uçaklarına, güya Amerika'dan alınan istihbarata, bölgede bulunan onca birliğe rağmen; bu cesareti nerden buluyor da güpe gündüz göz göre göre Türkiye'ye girip bu eylemleri gerçekleştirebiliyor? Yoksa biz ordumuzu gözümüzde çok mu büyüttük? Irak'taki birliklerimiz orada süs diye mi duruyor. İstihbarat alma bu birliklerin görevleri arasında değil mi? Bu teröristler, böyle büyük bir saldırıyı plansız, bir anda mı yapıyor?

Ülkemiz her yönden o kadar saldırı alırken, bu istihbarat uzmanlarımız nelerle meşgul? Ya da Türkiye'de gerçek istihbaratçılar var mı? Biz bu sözde uzmanların eğitimine boşuna mı zaman harcıyoruz? Türkiye'nin gerçek istihbarat ekipleri olsaydı, bu hain teröristler gündüz gözü inlerinden çıkıp, bizim topraklarımıza girip bu saldırıyı yapamazlardı. Hiçbir şekilde mazeret sunamayız. Bunun hesabını kim verecek? Özel kuvvetler ne ile meşgul? Nasıl takviye yapılamaz, nasıl bu evlatlarımızın ölmelerine göz yumarız?

Bu kınalı şehitler, güya ülkemizi yöneten birilerinin sıcak yataklarında yatıp rahatça kendilerine muhalefet edenlerle dalaşabilmesi için ölmüyor. Bu şehitler, bu vatan evlatları, birileri rahatça yasalar çıkartıp yumurta satabilsin, oğullarına gemicikler alabilsin, Cumhuriyet'in değerlerini satabilsin diye de ölmüyor.

Bu evlatlar, vatanın bütünlüğüne, bayrağın kutsallığına inandıkları için şehit oluyor.

Bizi bu hüzün ve bir o kadar da utanç manzaralarıyla baş başa bırakan bu kötü günlerimizin sorumlularına duyurulur: "Ülke yönetmek ciddiyet ister!"

04 Oct 2008

(0)



Atatürk'ü ve Cumhuriyeti Sevmekle Suçlanıyorum

Ergenekon, terör, AKP, hükümet, Türkiye, Gündem, Siyaset, Erdoğan


Bu sabah, kapatma davası ile ilgili gelişmeleri izlemek ve grup konuşmalarını dinlemek için niyet ederek kalktığımızda, gözaltı haberleriyle sarsılarak hala rüyada olduğumuzu düşündük. Öyle bir ilginç tesadüftür ki; böyle manidar bir günde, böyle yoğun bir gündem oluştu. İddianamesi olmayan bir suçlamayla, bir yıldır tutuklu tutulan insanlara bu sabah yenileri eklendi. Bu sabah İstanbul Cumhuriyet başsavcısı Aykut Cengiz Ergin'in dahi haberi olmadan gözaltına alınan yeni sözde teröristler; "Atatürk'ü ve Cumhuriyeti Sevmekle Suçlanıyorum!" diyen Cumhuriyet Gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay, Ankara Ticaret Odası başkanı Sinan Aygün, emekli orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur, Türkiye'nin ilk ve tek hücre bankasını kuran ve Türkiye'nin tek bağışıklık tedavi merkezi olan Ati Teknoloji şirketinin genel müdürlüğünü yapan Prof. Dr. Ercüment Ovalı ve başka birçok sivil toplum temsilcisi ve gazeteci olmak üzere şu an için 24 kişiden oluşuyor.

Kapatma davasından dolayı yargıya yüklenen ve "Cumhuriyet devrimleri, Türk halkı üzerinde travma yarattı!" diyen AKP genel başkan yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, Ergenekon Soruşturması hakkında "Yargının tarafsızlığına, bağımsızlığına saygı gösterilmesi lazım." dedi.

Artık, bu tutuklamaların tamamen siyasi olduğu apaçık ortaya çıktı. Ekonomik gelişmelerin giderek kötüye gittiği ve kendilerine güvenin giderek azaldığı bir ortamda AKP, farklı bir oyun oynamaya başladı. AKP ikiye bölünmüş durumda. Partinin üst düzey yöneticilerinin çoğu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı gözden çıkarmış durumda. Görünen o ki, bu kişiler alelacele bu Ergenekon soruşturmasını da kullanarak partinin bir an önce kapatılmasını istiyorlar. Sözde darbe yapmaya çalışmakla suçladıkları Ergenekon yapılanması ve türban yasasına gösterilen tepki ve kapatma davası ile, ekonomik başarısızlıklarını saklamak ve yitirmeye başladıkları halk desteğini tekrar toparlamak istiyorlar. Şunu gayet iyi biliyorlar ki, bir an önce kapatılıp yeni bir parti ile seçilemezlerse, bir daha asla bu kadar büyük bir çoğunlukla seçilme ve iktidara gelme şansını yakalayamayacaklar.

AKP yöneticilerinin hesaplarındaki diğer unsur ise Erdoğan'ı gözden çıkarmalarıdır. Bu gündemde puan kaybeden Erdoğan oluyor. Bir an evvel partinin kapatılmasından ve yeni bir partiyle yeniden iktidara gelinmesinden sonra, Tayyip Erdoğan zaten siyasi yasaklı olacağından, bağımsız milletvekili dahi olsa gizli başbakanlık yapması mümkün olamayacak. Gözden çıkardıkları Erdoğan'ın yerini yeni biriyle doldurmak istiyorlar.

Yeni bir partiyle yeniden iktidara gelmelerinin ardından yapılacak anayasa değişiklikleriyle parti kapatmayı gayet zorlaştıracak, Anayasa Mahkemesi üyelerinin sayısını arttıracak ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün atayacağı yeni isimlerle, ileride tekrar başlarına gelebilecek herhangi bir tehditi başlamadan bitirecekler. Yani, devleti ele geçiremeyen hükümet, yeni devletini yaratacak.

Tüm bu olasılıkların gerçekleşmesi konusunda şu anda söz söylemek zor olsa da, bu yöneticilerin akıllarındaki gizli planın bu olduğu gayet açıktır. Yani gündeme bir de bu açıdan bakmak gerekir.

En üzücü olan şey de odur ki, bütün bu planlarına alet olarak yarattıkları hayali örgüte verdikleri isim Ergenekon'dur. Türk milletinin en önemli ve en kutsal destanlarından birisinin adının terörle birlikte anılmasıdır. Bütün bu yaygaraları koparırken, gerçek bir terör örgütü olan PKK'nın eylemleri sonucu hayata gözlerini yuman o kutsal şehitlerimizin her geçen gün daha da artmasıdır. Ama ne acı ki, ellerindeki medya gücü ve daha önce alınan ama halkımızın unuttuğu "medyada şehit haberlerinin yapılmaması" hususunda hükümetin yürürlüğe koyduğu karar sayesinde bu kayıpları halktan gizliyorlar.

Bu halk artık kendisinden hiçbir şeyin gizlenmemesini istiyor. Geciken adalet, adaletsizliktir! Artık bu Ergenekon terör örgütünün iddianamesini görmek istiyoruz!

01 Jul 2008

(17)



Yeni Vergiler ve Deli Dumrul Yasası

vergi, hükümet, yeni vergiler, rte, tayyip, park vergisi


Hükümet vatandaşının rahatını, cebini; vatandaşın kendisinin düşündüğünden daha fazla düşündüğü için yürürlüğe yeni vergiler koyuyor. Çoğunu da katılım payı ve harç adı aldında vatandaştan toplayacak. Peki bu vergiler nelerden oluşuyor?

Yeni düzenlemeler; emlak, ilan ve reklam, elektrik ve doğalgaz tüketimi, konaklama, eğlence ve çevre temizlik konularında belediyeleri doğrudan vergi almaya yetkili kılıyor. Belediyelerin toplayacağı harçları ise geçici kullanım harcı, yapı kullanma izni, inşaat harcı, cins değişikliği harcı ve iş yeri açma izni harcı olmak üzere dört grupta sıralayabiliriz. Arsa, arazi ve bina vergileri de yeniden düzenlendi.

Devlet, insanların evlerinin önünde park ettikleri taşıtlarından da vergi alacak. Arabalarını evlerinin önünden başka bir yere park etmesi saçma olan halk, her araba için günlük 7 YTL vergi ödeyecek. Yaklaşık aylık 210 YTL, yıllık da 2,555 YTL kadar tutan bu vergi az da olsa ayaklarını yerden kaldırmak için 2-3 bin liralık ucuz arabalar alan az gelirli vatandaşın bu hakkını da elinden alacak gibi görünüyor.

İnternet kafeler, kahvehaneler ve eğlence merkezlerinden de çeşitli vergiler alacak olan devlet toplamda ne kadar gelir elde edecek şu an için bunu hesaplamamız güç olabilir ancak park vergisini hesaplamamız mevcut verilerle o kadar da zor değil.

Son istatistiklere göre ülkedeki trafikte kayıtlı araç sayısı yaklaşık 13 milyon olarak kaydediliyor. Her araç için yıllık 2,555 YTL park vergisi hesaplamıştık. Bu iki rakamı çarparsak ülkedeki yıllık toplam park vergisini 33,215,000,000 YTL yani yazıyla yaklaşık 33 milyar lira (eski parayla 33 kattrilyon TL) olarak buluruz.

Seçimlerden önce; kendileri için pozitif propoganda yapılması için Aydın Doğan'ın 1 milyar YTL borcunu silen, seçimlerde oy toplamak adına yoksul halka bedava kömür, yiyecek dağıtan ve yaptığı yanlışlarla ve oluşturduğu gerilim ortamıyla ekonomiye verdiği zararı temizlemek isteyen hükümet bu yeni vergilerle faturayı yine halka çıkartmaya hazırlanıyor.

14 May 2008

(13)



Devletin Parasıyla Devletten Şirket Satın Aldılar!

atv, sabah, çalık, medya, tayyip, abdullah gül, turkuvaz, tmsf


Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından daha önce el konulan ATV-Sabah iktisadi bütünlüğü şirketlerinin ihale sürecinde önceleri yoğun ilgiden dolayı ihale ertelenirken, ihaleyle ilgilenen yirmi kadar şirket nedense bu uzayan süreçte yavaş yavaş ihaleden vazgeçmeye başladı ve sonunda geriye tek bir şirket kaldı. İhaleyle ilgilenen bu diğer şirketlerin tehdit, şantaj ve başka yöntemlerle ihaleden vazgeçirildiği dedikoduları hızla yayılırken sadece dört dakikada sonuçlanan ihalenin kazananı, zaten ilk baştan beri muhammen bedel olan 1.1 milyar doları ödemesi gereken Çalık Grubu'na ait Turkuvaz Radyo Televizyon Gazetecilik ve Yayıncılık A.Ş. oldu. Daha sonraları, Türkçe'yi kullanmaktan aciz, Turkuaz kelimesini Turkuvaz sanan kişilerin yönettiği bir şirketin bu ihaleyi nasıl aldığına ve 1.1 milyar dolarlık ücreti nasıl ödeyeceğine dair merakımız artmaya başladı. Uzun süreden beri ihalenin bedelini ödemeyi geciktiren şirket, sonunda 22 Nisan 2008 Salı günü ödemeyi gerçekleştirerek bu alışverişi sonlandırmış oldu. Peki bu 1.1 milyar dolar para nereden geldi? Biz bu soruyu kendimize sorduğumuz anlarda öğrendik ki, 1.1 milyar dolarlık bu ücretin 750 milyon doları, devletin yönetiminde olan Vakıfbank'tan ve Halkbank'tan 375'er milyon dolarlık iki adet kredi çekerek karşılanmış. Geriye kalan yaklaşık 350 milyon dolar da yüzde 25 hisse karşılığında son anda Katar'dan bulunan bir ortak tarafından karşılanmış. Peki Çalık'ın Katarlı ortakla ilişkisi nereye dayanıyor? Bildiğimiz gibi son zamanlarda başbakanımız, bakanlarımız ve cumhurbaşkanımız ardı ardına Katar'ı ziyaret ettiler. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün son itirafında, Katarlı bu ortakla Çalık'ı kendisinin tanıştırdığını ve bu ortağı kendilerinin bulduğunu belirtti. Devletimizin yöneticileri, milletimizin bankalarının para musluklarını yakınlarına açarak ve onlara ortak ve para bulmak için aracılık yaparak, kendilerinin asıl amaçlarını da deşifre etmiş oldular. Ceplerinden tek kuruş para çıkmadan büyük bir medya grubuna daha sahip olan bu insanların, haklarını yedikleri yetimlere borçlarını nasıl ödeyecekleri ise apayrı bir konu.

27 Apr 2008

(7)



Ce n'est pas la vie!

Türkiye'de hayat, hükümet, işsizlik, türban, vakıflar yasası, bakanlıklar, emekli, işçi


Hapisten bir hükümlü çıkar yeni. Ordan burdan birkaç eski arkadaşını toplar, liderliğe soyunur. Çok geçmeden mazlum edebiyatıyla ve Kasımpaşa jargonuyla, yeni bir yüze hasret memleketimin güzel insanlarını ardına toplar. Amerika'dan icazetini alır, yasaları değiştirir, ortamı hazırlar, başbakan olur. Devleti soymaktan başka tecrübesi olmayan bir şahsı hazinenin kapısına bekçi tayin eder. Devleti bölmeye çalışan, huzur bozan, haraç kesen bir mafya babasının babasına da güvenliği emanet eder. Oğullar gemicikler alır, yumurta haşlar, mısır satar, racon keser. Bu güven ortamında ekonomiyi de düzeltirler, Türk devletinde dolar üzerinden maaş dağıtılır, haraç kesilir, ekmek satılır. Emeklilerinin rahatını düşünen vatansever büyükler, mezarlıklara bile bankamatik açtırır. Şehitlerimizin kellesinden paça çorbası yaptırır, saygı gösterdiği teröristlerle aynı masada afiyetle içer. Kasımpaşa'ya yakın olsun diye Merkez Bankası'nı taşıtır. Bilgisayar oyunu oynadığını sanır, askerlerini savaşa sürer; babası Amerika'dan yeter oğlum bugün erken yat çok oynadın der, bunun üzerine onurunu, şerefini savaş alanında bırakır geri döner. Hayatı zaten hep dönmekle geçmiştir. Dünya döner, o da döner. Kendi değişir, memleketi de değiştirir. Halkı ezilmeye alıştırır, değişen halk yine değişenin peşinden gider. Toprağından defedilmiş, denize dökülmüş halk yılana sarılır. Ne kobra ne anakonda bu yılanla baş edemez. Kılıktan kılığa girer. Misyonerliği resmileştirir, devletçikler kurmaya hevesli vakıfların ülkede kamp kurmasının önünü açar. Ortaya yem atar, türban ile suni gündem yaratır, halkı bölerek kutuplaştırmayı başarır. Onun misyonu, onun başarısı, birleştirmek değil bölmektir. Havlayan itin kedisini bağrına basar; akbabalar, çakallar konseyine yeni bir leş yiyen kazandırır. Devlet onurunu, milletin şerefini iki paralık eder, ayaklar altına alır. Her geçen gün zenginleşen memleketimde hala sokaklarda başına poşet geçirip yatan evsizler, açlıktan taşı kaynatıp çorba niyetine içen işsizler, aşsızlar vardır. Kameralar Etiler'e çevrilmiştir; Aksaray'ı, Güngören'i kimse görmez. Bundan on sene önce bu yazıyı okuyan kimse bunların olacağına inanmazdı. Artık bu günleri yaşayan insanlar, güzel yarınların geleceğine inanmıyorlar. Bu milletin inancını elinden aldılar, umudunu yokettiler. İşte bu, Türkiye'deki hayattır. Her ne kadar bir Fransız buna hayat diyemeyecek olsa bile. Bize yaşarken ölmeyi öğreten bu hikayenin tamamen hayal ürünü olan kahramanlarına ve bu gerçeklere Fransız kalanlara teşekkürler ediyoruz.

14 Mar 2008

(2)



Kuklaların Dansı

yök, üniversiteler, yusuf ziya özcan, türban, kukla, akp


Kukla hükümetin, kukla temsilcisi YÖK başkanı Yusuf Ziya ÖZCAN, açık mikrofon kurbanı bakanımızın gafının altında kalmamalıydı. Onurlu, dirayetli bir duruş sergilemeli ve istifa etmeliydi. Ama yapmadı, yapamadı. Zaten koltuk sevdalısı yöneticilerimiz bu arsızlıklarını yıllar boyu sürdürmüşlerdi, gelenek değişmedi, şaşırmadık. Meclisin türban kararının ardından sabredemedi, konu sıcakken dahil oldu, daha sonra Danıştay tarafından madara edildi. Hükümet her zamanki gibi zaten pası yeme atmaya alışıktır. Irak'tan çekilmenin ardından sustu, konuşmadı, topu Genelkurmay'a pasladı. Türban meselesinde de, kuklalar şereflerini ayaklar altına aldırmaya devam edecek. Bu sırada türban üzerinden siyaset yapıp, sahnede kuklaları oynatanın hanesine puanlar eklenecek. Kaybeden maalesef yine Türkiye olacak.

14 Mar 2008

(0)



Beni Cumhuriyet'in Savcısı Alamaz

Emin Gürses, AKP, Ergenekon, terör örgütü, Türkiye


AKP hükümetini tebrik etmek gerek, yeni bir politika yöntemi icat ettiler: "Diktatörlüğünü sürdürmek için karşındaki tüm güçleri yok et!". Önce partilerindeki muhalif sesleri sindirdiler. Daha sonra tehlike olarak gördükleri bir partiyi engellemek için kanun değiştirerek hazine yardımından alıkoydular. Karikatür çizenleri, gerçekleri söyleyenleri tazminat davalarıyla cezalandırdılar. Şimdi bir de sözde terör örgütü yarattılar. Adını da Türk soyunun en önemli destanlarından birinden esinlenerek koydular. Ergenekon terör örgütü adıyla andıkları bu oluşuma emekli paşaları, avukatları, din adamlarını dahil ettikleri yetmedi, şimdi de akademisyenleri, aydın bilim insanlarını teröristlikle suçluyorlar. Ergenekon soruşturması ile göz altına alınan son kişilerden biri olan Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Emin GÜRSES, günler öncesinden gözaltına alınacağının sinyalini bir televizyon programında verdi. Geçtiğimiz hafta Sky Türk Televizyonu'nda yayınlanan Şimdiki Zaman adlı programda şu sözleri sarfetti: "Şimdi operasyon yapacaklarmış. Veli Paşaları aldılar ya. Bazı profesörleri alacaklarmış. Bana diyorlar ’Seni de alırız’. Dedim ki, Cumhuriyet'in savcısı beni alamaz, ama Amerikan savcısı fezleke hazırlar. Amerikan savcısı yapar." Bu ülkede demek ki Amerikanın hoşnut olmadığı insanlar "seni de içeri alırız" diye tehdit edilmeye başlandı. Amerikan büyük abilerinin ülkemiz üzerine oynadıkları oyunlara zaten alışmaya başlamıştık. Artık sokakta top oynayan beş yaşındaki çocuk bile ülkenin Amerika tarafından yönetildiğini söylerken, yönetmeyi değil sömürmeyi bilen devlet büyüklerimizin PKK gibi değersiz bir terör örgütüyle mücadeleyi başaramayıp, bir şeyler yapıyormuş gibi görünmek adına bir gecede bir taraflarından terör örgütü uydurup yine bir gecede onlarca kişiyi tutuklaması ve ortada faili meçhul ne kadar suç varsa bu insanların üzerine atması, işbirlikçi medyanın da desteğiyle henüz yargılanmamış suçları ispatlanmamış insanları büyük zan altında bırakması bu millete yapılmış en büyük saygısızlıktır! Amerika'dan savcı ihraç edip profesörlerimizi tutuklamaya devam edersek, bir gün üniversitelerde ders anlatacak hoca bulamayıp yurt dışından komple üniversiteler ihraç edecek duruma düşeceğiz. Sonumuz hayırlı olsun!

26 Feb 2008

(0)



Köy Kahvesi Bürüksel Lahanasına Karşı

köy kahvesi, bürüksel lahanası, ankara


Herkese merhaba. Ne Ankara'dan ne İstanbul'dan ne de Brüksel'den, köy kahvesinden yazıyorum. Bu toprakların bağrından, köyümün kahvesinden... Ülkemin lahanasını hıyarını hiçbir şeye değişmem diyenler için, ahalinin sesini, köy kahvesinin nabzını elimden geldiğince internet denen şeytan icadının da yardımıyla 70 milyonla (hani sanki herkes burayı okuyacak ya) paylaşmak için yazıyorum. Köy kahvesinden, şehirli "cafe" lere selamlar. Şimdiden, olur da yolunu şaşırıp bir kaç cümle kelamımızı okumaya gelenlere selamlarımı ve teşekkürlerimi sunarım.

06 Feb 2008

(0)



Brüksel Lahanasına Hayır!!!


Sponsor Links


Last Posts

Bir Daha Da Gitmem Seçime!
Şehitlerimizin Sorumlusu Kim?
Atatürk'ü ve Cumhuriyeti Sevmekle Suçlanıyorum
Yeni Vergiler ve Deli Dumrul Yasası
Devletin Parasıyla Devletten Şirket Satın Aldılar!

Tags

Siyaset, turkuvaz, yeni vergiler, yök, çalık, Gündem, Türkiye, vergi, vakıflar yasası, Ergenekon, atv, rte, işsizlik, yusuf ziya özcan, kukla, Seçim, abdullah gül, bürüksel lahanası, türban, park vergisi, Emin Gürses, tayyip, Terör, 29 Mart, Belediye

Comments

 inebolu: "Seçtiğimiz ve ödün verdiğimiz...
 Delphi: "Ergenekon davası"nı "Google (...
 inebolu: Tüm dünyanın locadan izlediği...
 koykahvesi: EDİRNE (A.A) - ''Ergenekon sor...
Yasemin: Boyle onemli isimler Turkiye'y...

Search